YUNUSLAR

Yunuslar 48-72 Ay çocuklarımızın bulunduğu grubumuzdur. Etkinliklerimiz ve yaş grubuna özel eğitimlerimizle çocuğunuzun gelişimini ön plana çıkarıyoruz.

  • Biz biliyoruz
  • Bakın neler anlatıyoruz?
  • Satranç öğreniyoruz
  • Dansımıza buyrun

Foklar

Foklar 48-72 Ay çocuklarımızın bulunduğu grubumuzdur. Etkinliklerimiz ve yaş grubuna özel eğitimlerimizle çocuğunuzun gelişimini ön plana çıkarıyoruz.

  • Artık büyüdük
  • Okula hazırlanıyoruz
  • Akıllı çocuklarız
  • Ama hala çocuğuz

Balinalar

Foklar 36-48 Ay çocuklarımızın bulunduğu grubumuzdur. Etkinliklerimiz ve yaş grubuna özel eğitimlerimizle çocuğunuzun gelişimini ön plana çıkarıyoruz.

  • Kendi dünyamızı yaratıyoruz
  • Biz bir Grup'uz
  • Herşeyi öğreniyoruz
  • Sizi şaşırtıyoruz

Mercanlar

Mercanlarlar 6-36 Ay çocuklarımızın bulunduğu grubumuzdur. Etkinliklerimiz ve yaş grubuna özel eğitimlerimizle çocuğunuzun gelişimini ön plana çıkarıyoruz.

  • Hijyenik Ortam
  • Şefkatli ortam
  • Doğru Beslenme
  • Sağlıklı Gelişim

Oyun Alanları

Çocuklarımıza özel, güvenliğin ön planda olduğu oyun ve aktivite alanlarımız mevcuttur.

Sertifikalı Eğitmenler

Eğitmenlerimiz, işinde uzman, deneyimli ve çocuk gelişiminde sertifakalı bir ekipten oluşmaktadır

Yaş Grupları

Yaş gruplarına göre özel aktivite ve eğitim programlarımızla hem eğlendiriyoruz, hem öğretiyoruz.

06-36 Ay Gruplarımız

Mercanlar adını verdiğimiz bu grubumuzda, çocuk gelişimine özel programlarımızla katkıda bulunuyoruz.

Sertifikalı Eğitmenler

Eğitmenlerimiz, işinde uzman, deneyimli ve çocuk gelişiminde sertifakalı bir ekipten oluşmaktadır

Kutlama ve Aktiviteler

Çocuklarımızın özel günlerinde kutlama ve aktivitelerle hem motivasyon hem de grup iletişimini güçlendiriyoruz.

NEDEN KIRMIZI BALIK?

Eğitim Felsefemiz

‘Küçük Çocuk Eğitimi’ (0-6 yaş) çok önemli bir temele dayanır: Çocuğu varolan yapısıyla, genetik donanımıyla, iç potansiyeliyle geliştirmek, onu keşfetmek, yeteneklerini ortaya koymasına, gerekli becerileri kazanmasına rehberlik etmek. Çocuk, yeni doğduğu zaman, boş beyaz bir sayfa değildir.Genetik donanımı, iç potansiyeli, keşfedilecek özellikleri ve yetenekleriyle gelişip büyümeye aday bir kombine varlıktır. Eğitim, bu varlığı aşama aşama geleceğine hazırlama sanatıdır.

Öncelikle, başarılı bir eğitim için, gelişimin ‘kritik periyotları’nı bilmek, bunları dikkate almak gerekir. Çocuğun ‘kritik periyotları’, 0-1 yaş arasının bağımlılığından kurtulması, yürümesi, konuşması, tuvalet eğitimine hazırlanması, duygularını kontrol etmeyi öğrenmesi, strese karşı dayanıklılık kazanması gibi önemli aşamaların kavşak noktalarıdır. Çocuğun eğitimi, onunla beraber, onun hazır olduğuna işaret etmesi, onun öncülüğüyle yapılmalıdır.Çocuğun istemediği, hazır olmadığı, kapasitesine uygun olmayan çabalar sonuç vermez ve başarısız olur.

1-Modelle öğrenme:

Çocuk bir işin nasıl yapıldığını, nasıl yapılması gerektiğini ‘örneklerle’ öğrenir.Bu örnekler; anne-baba, aile bireyleri, eğitmenler, bakıcılar, çocuğun yaşıtları ve başka çocuklardır.

2-Davranışla öğrenme:

Çevresindeki davranışlar da çocuğun öğrenmesinde önemli bir kaynaktır.En yakınlarından başlayarak çevresi, televizyonda gördüğü, çizgi filmlerdeki davranışlar onun için önemli öğrenme kaynaklarıdır.

3-Bilişsel Öğrenme:
Çocuk kendisine söylenenleri algıladığı zaman bilişsel yolla öğrenmeye başlar.

Ses iletileri, sözel iletiler etkili olduğu oranda çocuğun öğrenme yolu olurlar. Genel olarak ‘çocuğun öğrenmesi’,her üç yolun ‘tutarlı bir bütün oluşturması’ ile olumlu yoldan sağlanır. Modelin, davranışın ve bilişsel iletilerin çelişik, karışık olduğu zamanlarda çocuk öğrenmekte zorlanır. Çocuğun öğrenme yolları kadar, iletilerde baskı olmaması, sevgiyle davranış, dikkat sürelerinin dikkate alınması da önemlidir.

Bilinen bir söz; ‘Duyarsam işitirim, Bakarsam görürüm, Yaparsam öğrenirim’ der. Öğretilmek istenen şeyi ‘çocuğun yaparak başarması’ en etkin öğrenme yoludur. Hem zihinsel işleme, hem duygusal katılıma dayalı ‘yaparak eğitme’, Montessori yönteminin temelidir. Çocuklar her şeyi ‘kendileri yaparak’ öğrenirler. Annelerinin ve babalarının uygulamaları onlara ‘öğretmez’. Onun için de; -Çocuk yürümeli, koşmalı, tırmanmalı, kaymalı, yaşına uygun motor becerileri kazanmalıdır. -Çocuk istekli olduğu zamandan başlayarak 1.5-2 yaşından itibaren kendini beslemeyi öğrenmelidir.Başlangıçta yardım edilse de bu yardımın amacı çocuğun ‘kendi yemeğini yemesini öğrenmesi’ olmalıdır. -Giyinme ve soyunmayı öğrenmelidir. -Oyun oynamayı, oyun kurmayı, oyuncaklarını toplamayı öğrenmelidir. -Resim yapmayı, -Şarkı söylemeyi, müzik ritmini, tempo tutmayı öğrenmelidir. -Yapabileceği her şeyi yapmasını sağlayan ortamı ve araç-gereçleri hazırlamalı, yapmasını istemeli , yapamadıkları da öğretilmelidir.

Öncelikle ‘kişilik gelişimi’ amaçlanır.Doğuştan varolan kişiliğin gelişimi eğitimin temel amaçlarından birisidir. ‘Karakter gelişimi’ de eğitimin temel amaçlarının başında gelir. ‘Akademik zekâ ‘gelişimi, ‘Duygusal zekâ’ gelişimi, ‘Sosyal zekâ’ gelişimi, eğitimle sağlanacak amaçlardır. 0-6 yaş eğitimi, sonraki bütün eğitim süreçlerindeki başarının temelidir. Bu dönem başarılı olursa, yaşam başarısı için çok sağlam bir temel oluşur. Eğitimin başarısı da çocuğun bu alanlarda ulaştığı düzeyle ölçülür. Başarılı bir ‘0-6 yaş Eğitimi’ alan çocukta şu özellikler kazanılmış olmalıdır: -Yetkin kişilik -Sağlam karakter -Karşılaştığı durumları doğru algılayan, sorunlarını çözen Akademik Zekâ, -Duygularını bilen, tanıyan, yöneten Duygusal Zekâ, -Doğru iletişim kurabilen, empati yetisi gelişkin Sosyal Zekâ, -Özgüvenli, kendi kararlarını ölçerek verebilen, hedeflerini seçebilen, bu hedeflere yürüme cesaretine, kararlılığına sahip olan, yapma iradesini kazanmış başardığıyla başı dönmeyen, başarısızlıkla yıkılmayan özgün düşünen insan.

Küçük çocuk eğitimi, çocuk doğduğu anda başlar ve ilk eğiticiler anne, baba ve çocuğa bakanlardır. Daha sonraki eğitim dönemi, bu konuda eğitim almış eğitimciler tarafından yapılmalıdır.Eğitimsiz insanların çocuk üzerindeki etkileri alışılmış davranışların çerçevesinde belirlenir.Oysa, çocuk eğitimi sürekli yenilenen bilgilere ve bu bilgilere dayalı davranışsal yöntemlere gerek gösterir. Bu konu için eğitilmiş eğitimcilerin de sürekli yenilenen bilgilere ve davranışlara gereksinimi vardır. Her koşulda çocuk, hem kendi ailesi tarafından hem de kurum eğitimcileri tarafından birlikte eğitilecektir. Onun için de eğitimin amaçlarının ve yöntemlerinin aile ile çocukevi tarafından ortaklaşa yürütülmesi gereklidir. Bu paylaşım çocuk eğitiminin en önemli ilkelerinden birisidir.

Eğitim Metodumuz Nedir?

Okul öncesi dönem eğitimi için çok önemli metotlar geliştirilmiştir. Montessori metodu, Summerhill deneyi, High-Scope yöntemi bu konuda en önemli modeller olmuştur. Bu modellerin ortak noktaları günümüze uyarlandığı zaman etkin bir süreç modeli ortaya çıkmaktadır.

Helen Bee, çeşitli tartışmaları özetleyerek "gelişkin ve yetkin birey yetişmesini" şu çerçevede belirlemektedir: -Bebeklikten çocukluğa uzanan yolda "çocuğun girişimlerine, isteklerine, yapabilme gücüne öncelik vermek" -Zekâ gelişiminde çoklu uyarılara önem vermek, -Özdenetim (selfcontrol-otocontrol) sistemini geliştirmek. Bu çerçeveye kendi kültürümüzün özelliklerini de katarak "Özgün KIRMIZI BALIK EĞİTİM MODELİ"ne ulaşmaktayız.

Bu model temel prensiplerinde şu özellikleri taşımaktadır: 1. Her çocuk özel ve farklı bir kişiliğe sahiptir.Bu kişilik öncelikle tanınmalı ve ona özel gelişim profili tanınmalıdır. 2. Her çocuk kendine özgü yetenek repertuarına sahiptir.Bu dikkate alınarak eğitim seçeneklerine yer verilmelidir. 3. Çocuğun yapısı, eğilimleri, ilgileri, bunlara dayalı motivasyonu yol gösterici olacaktır.Bu anlayış, çocuğun yol işaretlerine dayalı bir yol haritası çizimini gerçekleştirecektir. 4. Çocuk kendi yaptığını öğrenir? diyen Montessori ilkesi, ?onu kendi seçimine göre değerlendir? diyen High-Scope ilkesi günümüzde de geçerlidir. 5. Bu ilkelere ek olarak metotların ortak özelliği olan ?ona sorumluluk ver ona değer ver, ona ortam ver, ona fırsat ver, ona kendinden başkasını anlama yetisi kazandır? diyen geliştirci uygulamalar,

KIRMIZI BALIK ÇOCUKEVİ'nin eğitim modelidir.
Bu model, ayrıca, sadece çocuğun değil, "AİLENİN EĞİTİMİ" ni de çalışmanın ayrılmaz parçası olarak kabul eder. Eğitim yöntemimiz ve onun dayandığı modelimizin temeli budur. Temel ilkemiz de, eğitimin hiçbir zaman donmuş bir model olmadığı, tersine her zaman daha yeniyi, daha doğruyu, daha etkini arayan bir süreç olduğudur. KIRMIZI BALIK ÇOCUKEVİ ÖĞRENEN KURUM, ÇOCUKTAN ÖĞRENEN KURUM olmayı sürdürmektedir.

Bu yazı Dr.Erdal Atabek tarafından Kırımızbalık Çocuk Evi ve Kulübü için hazırlanmıştır.

Çocuklar yuvada gösterdikleri davranışları, örneğin yeme davranışlarını, uyku davranışlarını, isteklerini belirtme davranışlarını çoğu kez evde göstermezler. O zaman Anneler babalar da tereddüte düşer ve ‘ ama evde böyle yapmıyor’ derler ve haklıdırlar. Çocuklar yuvadaki davranışlarını eve uzun zaman sonra taşırlar. Bir anlamda değişik yerlerde birbirinden farklı davranışlar gösterirler.Bu yeni ‘bilelim-paylaşalım’ dizimizde bu durumu ve nedenlerini araştırıp görmeyi amaçlıyoruz.

Öncelikle bilmemiz gereken temel kural, ’davranışların karşılıklılık ilkesine göre biçimlendiğidir’. Bu da, canlılarda görülen genel davranış kuralıdır. Bir canlı, kedi ya da kuş da olabilir, ’kendisine nasıl davranılırsa ona uygun bir karşılık geliştirir. Buradaki ‘karşılık’, elbette kendi isteğini, kendi yararını, kendi egosunun doyumunu amaçlayan bir karşılıktır. Bir kediyi ‘severseniz’ o da ‘size yaklaşır, mırıltılar çıkarır, hoşnut olduğunu belirtir’. Bir kuş sevildiğini hissederse neşelenir, küçük sıçrayışlar yapar, ötücü ise ötmeye başlar. Bir çocuk da öncelikle bulunduğu ortama bakar, kendisinden ne istendiğini, ne beklendiğini anlamaya çalışır. Eğer, kendisinden beklenen ile, kendisinin beklediği uyuşuyorsa doyumunu sağlayacağını anlayarak beklenen davranışı gösterir. Ama kendisinden beklenen ile kendisinin beklediği uyuşmuyorsa neşesi kaçar, kendisinden beklenen davranışı reddeder, Giderek orada olmayı da reddeder ve böylece durumuna ilişkin mesaj vermiş olur. İnsan gelişimi (canlılar için de geçerlidir), yeni koşullara uyum sağlayarak varlığını sürdürme çabalarının toplamıdır. Varlığını sürdürmek demek, kendi fiziksel varlığını, sosyal varlığını ve psikolojik varlığını çevresine kabul ettirmek, etkinliklerini sürdürebilmek, kendi doyumu ile çevre beklentileri arasında denge kurabilmek demektir. Bu dengenin kurulması, gelişimi olumlu yönde etkiler ve yeni aşamalara geçilmesini sağlar. Bu denge kurulamaz ise bu dengeyi kurabilmek için çaba harcamak gerekir bu da enerji ve zaman kaybına yol açar. Çocuk eğitimine bu açıdan baktığımız zaman davranışların neden yuvada ve evde birbirinden farklı olduğunu anlayabiliriz. Evde, çocuğun varlığını sürdürmesi için çaba harcaması gerekmemektedir. Onun Evdeki varlığını kabul etmek, onun varlığını hissettirmek, annenin, babanın, ortamdaki herkesin seve seve ve coşku ile yaptığı bir iştir. Çocuğun evdeki varlığı aileye bir armağandır. Onun için de çocuğun herhangi bir çaba harcaması gerekmez. Çocuk bunu farkeder ve karşılıklılık ilkesi gereğince de ‘kendisini yaşamın odağına koyar’ ve her isteğinin yerine getirilmesini ister ve bekler. Kendisi için kolaylık olan alışkanlıklarının sürmesini ister, bunun için her türlü tepkiyi göstermeye hazırdır ve gösterir. Oysa, çocuk yuvada bunun böyle olmadığını görür. Orada, başka çocuklar da vardır. Yuvada, kendisinden de başka çocukların yaptığını yapması beklenmektedir. Yuvada, annesinin yerinde öğretmenler vardır. Yuvada, hep kendisinin istediğinin olamayacağı anlaşılmaktadır. Ama yuvada aynı zamanda oyunlar da vardır. Yuvada, arkadaşlar edinme olanağı vardır. Yuvada, bir günün değişik geçmesi olasılığı vardır. Yuva, tantanalı, şamatalı, eğlenceli bir yerdir. Çocuk, böylece ikilemde kalır. Kendi egosunun yeni hazlarına açık bir fırsatlar ülkesini de sezmektedir. Acaba yuvaya gitmeli mi gitmemeli midir? Bir süre arada kaldıktan sonra (uyum süresi ) yuvada kalmanın daha hoş olduğuna karar verir ve oraya ‘gerçek bir adaptasyon’ sağlar. ‘Gerçek bir adaptasyon’, yuvadaki yaşamı, oradaki ortak yaşam kurallarıyla kabul etmek, böyle yapmanın doğru olduğunu kabul etmektir. Çocuk bu kurallara severek uyar, bundan haz alır, arkadaşlarıyla aynı biçimde davranmanın ona getirdiği kazanımları görür ve bu kazanımlardan hoşnut olur. Çocukları yuvaya giden anne-babalar, kısa bir süre içinde çocuklarının yemek yeme, başkalarıyla birlikte olma, konuşma, iletişim kurma, söylenenleri anlama ve yanıt verme davranışlarında olumlu değişiklikler olduğunu farkeder ve bundan hoşnut olurlar. Ama gene de çocukları evde alıştığı davranışları terketmek istememekte, bunları eskiden olduğu gibi istemeyi, yapılmazsa sorun çıkartmayı denemektedir. Bu ikili davranış mıdır? Yuvadan verilen bilgiler sağlıklı değil midir? Ya da çocuğumuz ne zaman ‘doğru olan davranışları’ tam olarak benimseyecektir?

Doğrudur, çocuğumuz evde ‘gene sizin yedirmenizi beklemektedir’. Nedeni mi? Çünkü, çocuk, annesinin yemekle ilgili kaygılarını görmektedir. Anne çocuğunu kendisi besleyemediği için üzülmektedir. Kendi yediği takdirde çocuğunun yeterli besini alamayacağını, bu nedenle de gelişemeyeceğini, hasta olacağını düşünmektedir. Bu kaygısını ancak ‘çocuğunu kendisi beslediği zaman’ giderebilmekte, onun için de kendisinin beslemediği her koşuılda huzursuz olmaktadır. Yuvadan verilen bilgiler de onu tatmin etmemektedir. Çünkü, hiçbir zaman ‘çocuğunun kendi beslediği gibi beslenemiyeceğini’ düşünmektedir. Çocuk için ise, yemek yemek çoktan kendisinin yapmaktan vazgeçtiği bir eylem olmuştur. Başlarda, kendi yemeğini yeme girişimleri olmuş ama annesinin kendi besleme tutumu nedeniyle vazgeçmiştir. Başkasının beslemesi de daha rahattır. Çocuğun yemekle ilgili tek zahmeti ağzına konanı çiğnemekten ibarettir ve artık bundan hoşnuttur. Yuvada bu avantajını kaybetmemeye çalışmış ama yuvada kendi yemesinin doğru olduğunu anladığı için kendi yemeğini yemeye başlamıştır. Başka çocukların kendilerini beslemesi de onu ‘artık büyüdüğü için yemeğini yemesi yönünde’ itici güç oluşturmuştur. ‘Ancak bebekler başkaları tarafından beslenir ve o bebek değildir. Gelişim güdüsü çocuk için çok önemlidir. Bu nedenle çocuk yuvada, kendi yemeğini yeme doğrultusunda davranış kazanır ama evde annesinin beslemesini bekler ve bunu ister. Bu ikili davranışın nedeni ise, evde kendisini beslemeye teşvik edilmemesidir. Evde, çocuğun kendisini besleme doğrultusunda destekleyen anne, bir süre sonra çocuğuna bu alışkanlığı kazandırdığını görecektir.

Doğru bildiniz, yuvada yapmıyor. Yuvada da her istediğinin yapılmasını isterdi, başlarda denedi de. Kendi isteklerinin olup olmayacağını denedi, bazıları yapıldı, bazıları için ‘sonra yapacağız’ denildi, Kimileri için ise ‘böyle yapmıyoruz’ dendi. Çocuğumuz bir kuralla karşılaşmaktan hiç hoşlanmadı ama yapacak bir şey de bulamadı, o zaman ‘anne, ben buradan hoşlanmadım, oraya gitmeyeceğim’ dedi. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek, hepimiz için zordur, hele de bu alışkanlıklarımız bir yerde devam ediyorsa ‘evimiz gibi’, hele de her isteğimizi yerine getirmeye hazır kişiler varsa (anne, baba, anneanne, babaanne, dede, Hala, teyze gibi). Yuvada kurallar vardı, çocuğunu hiç de hoşuna gitmiyordu ama yuvada da evde olmayan şeyler vardı, bunlar hoşuna gidiyordu (oyunlar gibi, arkadaşlar gibi, birlikte yapılan işler gibi, birlikte yapılan çalışmalar, şamatalar gibi, öğretmenlerden alınan onaylar gibi). Çocuk bir süre gene ikili davranışlar geliştirir. Yuvada, kurallara uyar ve artık bunları yapmaya alışır ama evde gene istediğini tutturur ve mutlaka yapılmasını ister. Gene aynı konuya döneriz, evde de kurallar olması gerekir ve kuralların her koşulda ve herkes tarafından uygulanması gerekir. Hiç unutmayalım ki, bir kural tek bir uygulama eksikliği ile kural olmaktan çıkar. Kurallar sürekliliği ile, mantıklı oluşu ile, bize yarar sağlaması ile bizim saygımızı kazanır ve değerler listesindeki yerini alır. Saygı duyulmayan ve değer verilmeyen kurallar zorla yapılan ve ilk fırsatta çiğnenecek engeller sayılır. Kurallarımızı koyarken nedenlerini açıklayalım, düzenli olarak uygulayalım, Herkese ve her koşuılda uygulamaya dikkat edelim ve onları yaşamımızın bir parçası yapalım. Zamanında öğrenilen kurallar içselleştirilir ve iç disiplin yaratır. Bu da karakterimizin oluşmasına büyük bir katkı demektir.

Kural dediğimiz, davranışların doğru biçimleridir ve her konuda uygun davranışlar demektir. Yemek yeme, uyuma, oyuncaklarını toplama, ortalığın toplanmasına yardım etme, başkalarının yanında neler yapılması, neler yapılmaması gerektiğini öğrenme, sokakta gezme, alışveriş yerlerinde nasıl davranacağını öğrenme, arabada oturma, arka koltukta oturacağını bilme, oynama ve kurcalama ile ilgili neler yapacağını bilme gibi.. Yaşamın her alanı, öğrenmemiz gereken davranışlarla kolaylaşır. Kuralları öğrenmek, yaşamı kolaylaştırmak demektir. Eğer bir çocuk kuralları kabul etmede zorlanıyorsa ve bunda ısrar gösteriyorsa, ego gelişiminin daha yakından gözlenmesi gerekir.

Eve gelen çocuklarla, kendi arkadaşları olsa bile oyuncaklarını paylaşmıyor ama onlara gittiğimiz zaman onların her oyuncağı ile oynamak istiyor. Bu sefer de onlar oyuncaklarını vermiyorlar. Yuvada da böyle mi? Evet, yuvada da böyle. Her çocuk kendi mülkiyet duygusunu, ait olma duygusunu korur ve sürdürür. Ancak bunu sürdürürken, başkalarının da kendi mülkiyet ve ait olma duygularını koruduğunu ve sürdürdüğünü öğrenir. Burada bir uzlaşma gereklidir. Çocuk, eğer uzlaşırsa, verdiklerinin karşılığında aldığını öğrenir. Bu öğreti, ona yeni kapılar açan çok önemli bir öğretidir. Çocuk bunu evde öğrenemez, çünkü evde ona her şeyin karşışıksız, kendisinden bir şey beklenmeden verildiğini görmektedir. Ama ev dışında ve yakınlarının dışında, özellikle yaşıtları arasında durumun hiç de öyle olmadığını anlar. Bu da, ona ‘uzlaşma’ gibi çok değerli bir anahtar verecektir. Çocuk, yuvada, uzlaşmayı öğrenir ve uzlaşmanın inceliklerini de kavramaya başlar. ‘Uzlaşma’, nadiren eşit koşullar taşır, kimi zaman verdiğimizden daha çok alırız, kimi zaman ise verdiğimizden daha azını alırız. Yaşam boyu da uzlaşmayı Bütün ilişkilerimizde kullanırız. ‘Uzlaşma’ bir tutum ve davranış demetini içerir. Bu konuda yapısal özelliklerimiz ile gördüğümüz örnekler ve aldığımız öğreti bize ‘daha çok alıcı’ ya da ‘daha çok verici’ olmayı öğretir. Kimi zaman bu özelliklerimiz yaşam boyu sürer. Elbette doğrusu, ’uzlaşmada eşitlikçi’ olabilmektir. Aldığımız ve verdiğimiz şeylerin eşitlik dengesinde olması kişilik gelişimi için en doğrusudur ve çocuklarımıza bunu öğretmemiz uygun olur. Evde de ‘uzlaşma eğitimi’ yapılması doğrudur. Bu da çocuklara ‘hak ve görev dengesi’ ile öğretilir. Bir şeyi hak etmek için yapılması gereken görevler vardır ve bunlar yapılmalıdır. Bir başka ‘uzlaşma eğitimi’ yolu da özgürlükler ve sorumlulukların birlikte öğretilmesidir. Çocuklarımız küçük yaşlarda sorumluluklarını öğrenmelidir, bu onların kendileriyle ve yaşamla uzlaşmalarını öğretecektir. Yaşam sorumluluğu herkesin kendisine aittir ve ancak küçük yaşlardan başlanırsa öğrenilebilir.

‘Biz evde onu uyutamıyoruz. Söylemem gerekir, sallıyoruz da, yanında yatıyoruz, başını okşuyoruz, kitap okuyoruz, gene de uyumuyor. Yuvada sorunsuz uyuduğuna inanamıyorum’. Uyku konusunda bilmemiz gerekenler var. Öncelikle, uyku fizyolojik bir gereksinmedir. Bedensel ve ruhsal bir dinlenme süresi. Uyuma zamanı da, çocuk için hem gündüz, hem gecedir. Sonra büyüdükçe gündüz uykusu kısalır ve sonra kalkar. Uyku, bir hazırlık süresi, uykuya dalma, uyuma, uykuyu alma ve uyanma sırasını izler. Uykuya hazırlık süresi, çoğu kez iyi bilinmez. Bu süre, pijamaların giyilmesi, dişlerin fırçalanması ve temizlik. Tuvalete gidilmesi. Evde görece sessiz bir ortam oluşması, çocuğumuza ‘uyuma zamanının geldiğinin söylenmesi’ ve ‘uyku öpücükleri’ ile çocuğun zihinsel hazırlanmasını sağlar. Çocuğun uyku zamanı belirli olmalıdır. Çocuk, büyüklerin de yatmasını istediği zaman neden öyle olmadığı anlatılmalı ve ödün verilmemelidir. Yatma zamanı anne, baba ve evdeki herkes tarafından onaylanmalıdır. Uyku uyuma kasrşılığında vaatler, ödüller ve ödünler verilmemelidir. Uyku yaşamımızın normal bir parçasıdır. Çocuğun uykuya dalma sırasında kucağında bir ayıcık olması, ya da yakınlık duyduğu bir şey olması normaldir. Onun dışında uykunun normal bir yaşam bölümü olduğunu bilerek hareket edilmesi pek çok güçlüğü önleyecektir.

Erdal Atabek

Kırmızı Balık Çocukevi

Bir idealin gerçekleştirildiği Çocuk Evi. İnsanın gelişimindeki en önemli dönemin, 0-6 yaş döneminin eğitimindeki kalite. Zekâ gelişiminde, duyguların gelişiminde, sosyalleşmede, kişilik gelişiminde yapıtaşlarının oluştuğu en önemli dönem.

Çocuk eğitiminde zirve. Kuruluşu bir idealin gerçekleşmesinin tarihini yansıtıyor. Güner Olgun, İsviçre’de geçen 20 yıllık yaşam deneyimini bu ‘Çocuk Yuvası’ nda yaşatmanın hayalini kuruyor. Bu hayal İsviçre’de değil, Türkiye’de gerçekleşiyor.

Yeni bir çocuk yuvası yeni bir heyecandır, yeni umutlardır, yeni bir başlangıçtır. Güner Olgun, üç çocuk annesi olmanın sevgisini, heyecanını her zamanki cesur girişimini bu kuruma aktarıyor. Bir yıl sonra Dr.Erdal Atabek'de bu heyecana katılacaktır. Artık bu her zaman yeniliğe açık kuruma ‘okul öncesi eğitim’in bilimsel gelişmeleri bir bir eklenecektir. Çocuk gelişimi ‘Özel Gelişim Formatları’ ile izleniyor ve değerlendiriliyor. Halka açık ‘Aile Okulu’ açılıyor ve toplum hizmeti aralıksız devam ediyor.

KIRMIZI BALIK, MONTESSORİ sistemini (çocuğa yaptırarak ve seçtirerek öğretme, çok yönlü geliştirme) günümüze uygulayarak Helen Bee sistemiyle özgün eğitim modelini yaratıyor ve başarıyla uyguluyor. Alanda ilk kez, Anne-Babalar ile sistemli bilimsel danışmalar gerçekleşiyor. Bu sistem, değeri her gün daha iyi anlaşılarak geleceğin sosyal diyaloğunu oluşturacaktır. Duygusal zekâ eğitimi başlıyor. Howard Gardner’in ‘Çoklu Zekâ’ sistemi uygulamaya ve değerlendirmeye sokuluyor.

Alanında ‘Akademik Kimlik’ kazanan kurum pek çok yeniliğe öncülük yapmıştır ve yapmaktadır. KIRMIZI BALIK,23 yıllık varlığını ‘Sevgi’, ‘Güven’, ‘Birliktelik’ üzerine kuruyor. Hiç değişmeyen sloganı,

SEVGİYLE
GÜVENLE
ELELE

Topluma güven veriyor, sevgi bağları kuruyor, birlikte olmanın gücünü anlatıyor. Güner Olgun, KIRMIZI BALIK için şunları söylüyor: ‘Çocuklar için ne yapılsa azdır. Okullardaki hijyen, temizlik, düzen, mutfaktan oyun odalarına kadar her yerde en iyisi olarak yaşamalıdır. Çalışan herkes ‘Sevgi-Güven-Elele’ anlayışı içinde çocuklarla ve velilerimizle sıcak, içten, pozitif ilişki kurmalıdır. Hepimiz, çocuklarımızla mutlu olmayı, onları mutlu etmeyi yaşam amacı kabul etmeliyiz.’

KIRMIZI BALIK, bir idealdir. İnsana hizmet etme bilinci her zaman var olacak, hepimiz birbirimiz ile mutlu olmayı başaracağız.