Panaromik okul turu için tıklayınız





 
Gruplarımız
06-36 Ay :Mercanlar
36-48 Ay :Balinalar
48-72 Ay :Yunus-Fok



Kırmızıbalık bugüne
nasıl geldi?





Eğitim Metodumuz
nedir?





Bilelim paylaşalım









 

Bu yazı Dr.Erdal Atabek tarafından
Kırımızbalık Çocuk Evi ve Kulübü için hazırlanmıştır.

AMA EVDE BÖYLE YAPMIYOR...
Çocuklar yuvada gösterdikleri davranışları, örneğin yeme davranışlarını, uyku davranışlarını, isteklerini belirtme davranışlarını çoğu kez evde göstermezler. O zaman Anneler babalar da tereddüte düşer ve ‘ ama evde böyle yapmıyor’ derler ve haklıdırlar.
Çocuklar yuvadaki davranışlarını eve uzun zaman sonra taşırlar. Bir anlamda değişik yerlerde birbirinden farklı davranışlar gösterirler.Bu yeni ‘bilelim-paylaşalım’ dizimizde bu durumu ve nedenlerini araştırıp görmeyi amaçlıyoruz.

DAVRANIŞIN TEMEL KURALLARI..
Öncelikle bilmemiz gereken temel kural, ’davranışların karşılıklılık ilkesine göre biçimlendiğidir’. Bu da, canlılarda görülen genel davranış kuralıdır. Bir canlı, kedi ya da kuş da olabilir, ’kendisine nasıl davranılırsa ona uygun bir karşılık geliştirir. Buradaki ‘karşılık’, elbette kendi isteğini, kendi yararını, kendi egosunun doyumunu amaçlayan bir karşılıktır. Bir kediyi ‘severseniz’ o da ‘size yaklaşır, mırıltılar çıkarır, hoşnut olduğunu belirtir’. Bir kuş sevildiğini hissederse neşelenir, küçük sıçrayışlar yapar, ötücü ise ötmeye başlar. Bir çocuk da öncelikle bulunduğu ortama bakar, kendisinden ne istendiğini, ne beklendiğini anlamaya çalışır.
Eğer, kendisinden beklenen ile, kendisinin beklediği uyuşuyorsa doyumunu sağlayacağını anlayarak beklenen davranışı gösterir. Ama kendisinden beklenen ile kendisinin beklediği uyuşmuyorsa neşesi kaçar, kendisinden beklenen davranışı reddeder,
Giderek orada olmayı da reddeder ve böylece durumuna ilişkin mesaj vermiş olur.
İnsan gelişimi (canlılar için de geçerlidir), yeni koşullara uyum sağlayarak varlığını sürdürme çabalarının toplamıdır. Varlığını sürdürmek demek, kendi fiziksel varlığını, sosyal varlığını ve psikolojik varlığını çevresine kabul ettirmek, etkinliklerini sürdürebilmek, kendi doyumu ile çevre beklentileri arasında denge
kurabilmek demektir. Bu dengenin kurulması, gelişimi olumlu yönde etkiler ve yeni aşamalara geçilmesini sağlar. Bu denge kurulamaz ise bu dengeyi kurabilmek için çaba harcamak gerekir bu da enerji ve zaman kaybına yol açar.
Çocuk eğitimine bu açıdan baktığımız zaman davranışların neden yuvada ve evde birbirinden farklı olduğunu anlayabiliriz.
Evde, çocuğun varlığını sürdürmesi için çaba harcaması gerekmemektedir. Onun
Evdeki varlığını kabul etmek, onun varlığını hissettirmek, annenin, babanın, ortamdaki herkesin seve seve ve coşku ile yaptığı bir iştir.
Çocuğun evdeki varlığı aileye bir armağandır. Onun için de çocuğun herhangi bir çaba harcaması gerekmez. Çocuk bunu farkeder ve karşılıklılık ilkesi gereğince de ‘kendisini yaşamın odağına koyar’ ve her isteğinin yerine getirilmesini ister ve bekler. Kendisi için kolaylık olan alışkanlıklarının sürmesini ister, bunun için her türlü tepkiyi göstermeye hazırdır ve gösterir.
Oysa, çocuk yuvada bunun böyle olmadığını görür.
Orada, başka çocuklar da vardır.
Yuvada, kendisinden de başka çocukların yaptığını yapması beklenmektedir.
Yuvada, annesinin yerinde öğretmenler vardır.
Yuvada, hep kendisinin istediğinin olamayacağı anlaşılmaktadır.
Ama yuvada aynı zamanda oyunlar da vardır.
Yuvada, arkadaşlar edinme olanağı vardır.
Yuvada, bir günün değişik geçmesi olasılığı vardır.
Yuva, tantanalı, şamatalı, eğlenceli bir yerdir.
Çocuk, böylece ikilemde kalır. Kendi egosunun yeni hazlarına açık bir fırsatlar ülkesini de sezmektedir. Acaba yuvaya gitmeli mi gitmemeli midir?
Bir süre arada kaldıktan sonra (uyum süresi ) yuvada kalmanın daha hoş olduğuna karar verir ve oraya ‘gerçek bir adaptasyon’ sağlar.
‘Gerçek bir adaptasyon’, yuvadaki yaşamı, oradaki ortak yaşam kurallarıyla kabul etmek, böyle yapmanın doğru olduğunu kabul etmektir. Çocuk bu kurallara severek uyar, bundan haz alır, arkadaşlarıyla aynı biçimde davranmanın ona getirdiği kazanımları görür ve bu kazanımlardan hoşnut olur.
Çocukları yuvaya giden anne-babalar, kısa bir süre içinde çocuklarının yemek yeme, başkalarıyla birlikte olma, konuşma, iletişim kurma, söylenenleri anlama ve yanıt verme davranışlarında olumlu değişiklikler olduğunu farkeder ve bundan hoşnut olurlar. Ama gene de çocukları evde alıştığı davranışları terketmek istememekte, bunları eskiden olduğu gibi istemeyi, yapılmazsa sorun çıkartmayı denemektedir.
Bu ikili davranış mıdır? Yuvadan verilen bilgiler sağlıklı değil midir? Ya da çocuğumuz ne zaman ‘doğru olan davranışları’ tam olarak benimseyecektir?

AMA EVDE GENE BENİM YEDİRMEMİ İSTİYOR...
Doğrudur, çocuğumuz evde ‘gene sizin yedirmenizi beklemektedir’. Nedeni mi?
Çünkü, çocuk, annesinin yemekle ilgili kaygılarını görmektedir. Anne çocuğunu kendisi besleyemediği için üzülmektedir. Kendi yediği takdirde çocuğunun yeterli besini alamayacağını, bu nedenle de gelişemeyeceğini, hasta olacağını düşünmektedir.
Bu kaygısını ancak ‘çocuğunu kendisi beslediği zaman’ giderebilmekte, onun için de kendisinin beslemediği her koşuılda huzursuz olmaktadır. Yuvadan verilen bilgiler de onu tatmin etmemektedir. Çünkü, hiçbir zaman ‘çocuğunun kendi beslediği gibi beslenemiyeceğini’ düşünmektedir.
Çocuk için ise, yemek yemek çoktan kendisinin yapmaktan vazgeçtiği bir eylem olmuştur. Başlarda, kendi yemeğini yeme girişimleri olmuş ama annesinin kendi besleme tutumu nedeniyle vazgeçmiştir. Başkasının beslemesi de daha rahattır. Çocuğun yemekle ilgili tek zahmeti ağzına konanı çiğnemekten ibarettir ve artık bundan hoşnuttur. Yuvada bu avantajını kaybetmemeye çalışmış ama yuvada kendi yemesinin doğru olduğunu anladığı için kendi yemeğini yemeye başlamıştır. Başka çocukların kendilerini beslemesi de onu ‘artık büyüdüğü için yemeğini yemesi yönünde’ itici güç oluşturmuştur. ‘Ancak bebekler başkaları tarafından beslenir ve o bebek değildir. Gelişim güdüsü çocuk için çok önemlidir.
Bu nedenle çocuk yuvada, kendi yemeğini yeme doğrultusunda davranış kazanır ama evde annesinin beslemesini bekler ve bunu ister.
Bu ikili davranışın nedeni ise, evde kendisini beslemeye teşvik edilmemesidir.
Evde, çocuğun kendisini besleme doğrultusunda destekleyen anne, bir süre sonra çocuğuna bu alışkanlığı kazandırdığını görecektir.
EVDE HER İSTEDİĞİNİ TUTURUYOR? YUVADA YAPMIYOR MU?
Doğru bildiniz, yuvada yapmıyor.
Yuvada da her istediğinin yapılmasını isterdi, başlarda denedi de. Kendi isteklerinin olup olmayacağını denedi, bazıları yapıldı, bazıları için ‘sonra yapacağız’ denildi,
Kimileri için ise ‘böyle yapmıyoruz’ dendi. Çocuğumuz bir kuralla karşılaşmaktan hiç hoşlanmadı ama yapacak bir şey de bulamadı, o zaman ‘anne, ben buradan hoşlanmadım, oraya gitmeyeceğim’ dedi. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek, hepimiz için zordur, hele de bu alışkanlıklarımız bir yerde devam ediyorsa ‘evimiz gibi’, hele de her isteğimizi yerine getirmeye hazır kişiler varsa (anne, baba, anneanne, babaanne, dede, Hala, teyze gibi). Yuvada kurallar vardı, çocuğunu hiç de hoşuna gitmiyordu ama yuvada da evde olmayan şeyler vardı, bunlar hoşuna gidiyordu (oyunlar gibi, arkadaşlar gibi, birlikte yapılan işler gibi, birlikte yapılan çalışmalar, şamatalar gibi, öğretmenlerden alınan onaylar gibi). Çocuk bir süre gene ikili davranışlar geliştirir. Yuvada, kurallara uyar ve artık bunları yapmaya alışır ama evde gene istediğini tutturur ve mutlaka yapılmasını ister. Gene aynı konuya döneriz, evde de kurallar olması gerekir ve kuralların her koşulda ve herkes tarafından uygulanması gerekir.
Hiç unutmayalım ki, bir kural tek bir uygulama eksikliği ile kural olmaktan çıkar.
Kurallar sürekliliği ile, mantıklı oluşu ile, bize yarar sağlaması ile bizim saygımızı kazanır ve değerler listesindeki yerini alır. Saygı duyulmayan ve değer verilmeyen kurallar zorla yapılan ve ilk fırsatta çiğnenecek engeller sayılır.
Kurallarımızı koyarken nedenlerini açıklayalım, düzenli olarak uygulayalım,
Herkese ve her koşuılda uygulamaya dikkat edelim ve onları yaşamımızın bir parçası yapalım.
Zamanında öğrenilen kurallar içselleştirilir ve iç disiplin yaratır. Bu da karakterimizin oluşmasına büyük bir katkı demektir.

Kurallar hangi konularda konmalı?
Kural dediğimiz, davranışların doğru biçimleridir ve her konuda uygun davranışlar demektir.
Yemek yeme, uyuma, oyuncaklarını toplama, ortalığın toplanmasına yardım etme, başkalarının yanında neler yapılması, neler yapılmaması gerektiğini öğrenme, sokakta gezme, alışveriş yerlerinde nasıl davranacağını öğrenme, arabada oturma, arka koltukta oturacağını bilme, oynama ve kurcalama ile ilgili neler yapacağını bilme gibi..
Yaşamın her alanı, öğrenmemiz gereken davranışlarla kolaylaşır.
Kuralları öğrenmek, yaşamı kolaylaştırmak demektir.
Eğer bir çocuk kuralları kabul etmede zorlanıyorsa ve bunda ısrar gösteriyorsa, ego gelişiminin daha yakından gözlenmesi gerekir.

ARKADAŞLARIYLA PAYLAŞIMI NASIL? EVDE HİÇ ÖYLE YAPMIYOR...
Eve gelen çocuklarla, kendi arkadaşları olsa bile oyuncaklarını paylaşmıyor ama onlara gittiğimiz zaman onların her oyuncağı ile oynamak istiyor. Bu sefer de onlar oyuncaklarını vermiyorlar. Yuvada da böyle mi?
Evet, yuvada da böyle. Her çocuk kendi mülkiyet duygusunu, ait olma duygusunu korur ve sürdürür. Ancak bunu sürdürürken, başkalarının da kendi mülkiyet ve ait olma duygularını koruduğunu ve sürdürdüğünü öğrenir. Burada bir uzlaşma gereklidir. Çocuk, eğer uzlaşırsa, verdiklerinin karşılığında aldığını öğrenir. Bu öğreti, ona yeni kapılar açan çok önemli bir öğretidir. Çocuk bunu evde öğrenemez, çünkü evde ona her şeyin karşışıksız, kendisinden bir şey beklenmeden verildiğini görmektedir. Ama ev dışında ve yakınlarının dışında, özellikle yaşıtları arasında durumun hiç de öyle olmadığını anlar. Bu da, ona ‘uzlaşma’ gibi çok değerli bir anahtar verecektir.
Çocuk, yuvada, uzlaşmayı öğrenir ve uzlaşmanın inceliklerini de kavramaya başlar. ‘Uzlaşma’, nadiren eşit koşullar taşır, kimi zaman verdiğimizden daha çok alırız, kimi zaman ise verdiğimizden daha azını alırız. Yaşam boyu da uzlaşmayı
Bütün ilişkilerimizde kullanırız.
‘Uzlaşma’ bir tutum ve davranış demetini içerir. Bu konuda yapısal özelliklerimiz ile gördüğümüz örnekler ve aldığımız öğreti bize ‘daha çok alıcı’ ya da ‘daha çok verici’ olmayı öğretir. Kimi zaman bu özelliklerimiz yaşam boyu sürer.
Elbette doğrusu, ’uzlaşmada eşitlikçi’ olabilmektir. Aldığımız ve verdiğimiz şeylerin eşitlik dengesinde olması kişilik gelişimi için en doğrusudur ve çocuklarımıza bunu öğretmemiz uygun olur.
Evde de ‘uzlaşma eğitimi’ yapılması doğrudur. Bu da çocuklara ‘hak ve görev dengesi’ ile öğretilir. Bir şeyi hak etmek için yapılması gereken görevler vardır ve bunlar yapılmalıdır. Bir başka ‘uzlaşma eğitimi’ yolu da özgürlükler ve sorumlulukların birlikte öğretilmesidir. Çocuklarımız küçük yaşlarda sorumluluklarını öğrenmelidir, bu onların kendileriyle ve yaşamla uzlaşmalarını öğretecektir.
Yaşam sorumluluğu herkesin kendisine aittir ve ancak küçük yaşlardan başlanırsa öğrenilebilir.

YUVADA SORUNSUZ UYUDUĞUNU SÖYLÜYORSUNUZ AMA EVDE BÖYLE YAPMIYOR...
‘Biz evde onu uyutamıyoruz. Söylemem gerekir, sallıyoruz da, yanında yatıyoruz, başını okşuyoruz, kitap okuyoruz, gene de uyumuyor. Yuvada sorunsuz uyuduğuna inanamıyorum’.
Uyku konusunda bilmemiz gerekenler var.
Öncelikle, uyku fizyolojik bir gereksinmedir. Bedensel ve ruhsal bir dinlenme süresi.
Uyuma zamanı da, çocuk için hem gündüz, hem gecedir. Sonra büyüdükçe gündüz uykusu kısalır ve sonra kalkar.
Uyku, bir hazırlık süresi, uykuya dalma, uyuma, uykuyu alma ve uyanma sırasını izler.
Uykuya hazırlık süresi, çoğu kez iyi bilinmez. Bu süre, pijamaların giyilmesi, dişlerin fırçalanması ve temizlik. Tuvalete gidilmesi. Evde görece sessiz bir ortam oluşması, çocuğumuza ‘uyuma zamanının geldiğinin söylenmesi’ ve ‘uyku öpücükleri’ ile çocuğun zihinsel hazırlanmasını sağlar.
Çocuğun uyku zamanı belirli olmalıdır. Çocuk, büyüklerin de yatmasını istediği zaman neden öyle olmadığı anlatılmalı ve ödün verilmemelidir.
Yatma zamanı anne, baba ve evdeki herkes tarafından onaylanmalıdır.
Uyku uyuma kasrşılığında vaatler, ödüller ve ödünler verilmemelidir. Uyku yaşamımızın normal bir parçasıdır.
Çocuğun uykuya dalma sırasında kucağında bir ayıcık olması, ya da yakınlık duyduğu bir şey olması normaldir. Onun dışında uykunun normal bir yaşam bölümü olduğunu bilerek hareket edilmesi pek çok güçlüğü önleyecektir.

  Erdal Atabek